Zihinsel yük görünmez, ölçülmez ve çoğu zaman fark edilmez; ama evin ve ailenin işleyişini ayakta tutan asıl emek burada. Araştırmalar, bu yükün büyük bölümünün hâlâ annelerin omuzlarında olduğunu söylüyor.
Yazı: Buge Cankat Kayhan
Journal of Marriage and Family adlı akademik dergide yayımlanan bir araştırmaya göre, anneler evde düzenin sağlanması için gereken zihinsel yükün %71’ini üstleniyor. Araştırmacılar, annelerin daha çok “aile refahıyla ilgili gündelik işleri”, babaların ise “bakım ve finansla ilgili, ara sıra ortaya çıkan işleri” sahiplendiğini söylüyor.
Psikiyatrist Dr. Sue Varma’ya göre ise bu oran, pratik hayatta %71’le sınırlı değil; çoğu zaman çok daha yüksek hissediliyor anneler tarafından.
Bu tür istatistikler her paylaşıldığında, birçok modern kadın ve anne benzer bir iç sesle karşılık veriyor: “Bunları biz zaten her gün yaşıyoruz; mesele yalnızca kanıtlayamamak.” Peki modern kadınlar tam olarak neyi yaşıyor? Basit bir ayrımla, modern kadının omuzlarında üç tür yükten söz edebiliriz: Fiziksel, psikolojik ve zihinsel yük.
Peki eşler ve babalara bu yükler nasıl görünür?
Fiziksel yük, en görünür olanı. Yeni doğum yapan bir annenin gece defalarca kalkması, uykusuzlukla boğuşması, sabah işe gitmesi; yemek, temizlik, çocuğu okuldan alma… Sürekli bir tempo. Bu, “2 kere 2 dört” kadar somut. Babalar da bu somut yükün çoğu zaman farkında; özellikle yeni nesil babaların çocuk bakımında geçmişe göre daha destekleyici olduğunu görüyoruz.
Psikolojik yük de nispeten anlaşılır. Anneliğin başlı başına duygusal bir arena olduğu ortada. Hele bir de çalışan anneler için “yetememe”, “yeterince iyi anne olamama” endişesi sürekli zihnin arka planında çalışıyor. Çocuk ateşlendiğinde anksiyetenin yükselmesi, gece uyurken nefesini kontrol etme hali, hormonal dalgalanmalar… Bunlar da çoğu baba tarafından hissediliyor, görülüyor. Elbette destek olan da var, görmezden gelen de; o ayrı mesele.
PLAN, PROGRAM, ORGANİZASYON
Zor kısım ise zihinsel yük. Gözle görülmeyen, elle tutulmayan, ölçülemeyen ama hayatın her alanına sızan bir emek çünkü zihinsel yük.
Kabaca şu: Plan, program, organizasyon.
Ne bir “iş” gibi bitirilebilir, ne de net bir saat karşılığı vardır. Günün büyük bölümüne yayılır; bir “yapılacaklar listesi”nden çok, evin, çocuğun ve hayatın “arka plandaki işletim sistemi.”
Araştırmanın yayınlandığı makalede zihinsel yük için şu örnekler verilmiş:
- Yemek planlamak
- Öğretmenlerin isimlerini hatırlamak
- Çocuğu futbol antrenmanına götürmek
Ama pratikte liste çok daha uzun:
- Özel ders saatlerini ayarlamak, ödemeleri unutmamak
- Aşı ve doktor randevularını organize etmek, takibini yapmak
- Veli ve okul WhatsApp gruplarındaki akışı izlemek, bonus olarak gereksiz muhabbetlere maruz kalmak.
- Çocuğun vitamin/ilaç düzenini, saatlerini, dozlarını akılda tutmak
- “Dişini fırçaladın mı?”yı her akşam hatırlatmak
- Ders programını bilmek, çantasını hazırlamasına yardım etmek, harçlığı ayarlamak
- Bir gün önceden bildirilen etkinlikler için gereken malzemeleri temin etmek; son anda gelen ‘Sabah giydirilmesi gerekiyor’ mesajıyla koşarak AVM’ye gidip istenen “kırmızı tişört”ü bulmak
- Gün içinde öğretmenle, psikologla yapılan mini rapor görüşmeleri, mesajlaşmalar
Bunlar sadece çocuk cephesi. Üstüne yemek, temizlik, ev düzeni… İş yerindeki sorumlulukları eksiksiz götürme çabası… Ve bütün bunları, gün sonunda “tilkilerin kuyruğu birbirine dolanmadan” halletme gayreti.
KOZMETİK BİR MESELE DEĞİL
Tam bu noktada, kadınlar biraz sitem edecek olsa, babalardan, eşlerden gelen küçümseyici cümleler gelir:
“Ne var ki bunlarda? Ben işte nelerle uğraşıyorum biliyor musun? Bunlar kozmetik şeyler.”
Oysa mesele “kozmetik” değil; daha derinde, daha stratejik bir yerde. Araştırmaya katılan bir annenin cümlesi bu yüzden tokat gibi:
“Sadece organize etmek, planlamak ve yönetmekle kalmıyorum; aynı zamanda ters gidebilecek her şeyi önceden tahmin ediyorum. Çünkü sonuçlarıyla bilin bakalım kim uğraşacak: Ben.”
Asıl yük işte tam da burada:
Her ihtimali düşünme, A–B–C planı yapma zorunluluğu.
Zihin sürekli “tarayıcı modda”: “Bu yapıldı mı?”, “aman bunu unutmayayım”, “alternatif bir çözümüm var mı?”, “sonra ne oluyor?”
Sürekli yorgun, sürekli dağınık, kolay öfkelenen insanlara dönüşüyor kadınlar. Doktor doktor dolaşıp “beyin sisim var” diyerek çözüm arıyorlar.
Bu sürekli tetikte olma hali, zamanla bedene dönüyor çünkü. “Beyin sisi”, “kronik yorgunluk”, “dikkat dağınıklığı” diye okunan şikâyetlerin bir kısmı, yalnızca biyolojik değil; aynı zamanda örgütsel ve bilişsel aşırı yük ile de ilişkili. Avuç avuç takviyeler, “biraz dinlen” önerileri de çoğu zaman etkisiz kalıyor; çünkü sorun dinlenmeyle değil, zihin üzerinden yürüyen iş bölümünün adaletsizliğiyle ilgilidir.
Zihinsel yük paylaşımı, “Söyle de yapayım” formatıyla işlemez. Çünkü zihinsel yükün içinde ‘söylenmesi gerekeni söylemek’ de var. Bu nedenle çözüm, “görev almak”tan çok, belirli alanları tam sorumlulukla üstlenmekten geçiyor.
Kıssadan hisse sevgili babalar; fiziksel ve ruhsal desteğin yanına bir de zihinsel destek ekleyin eşlerinize.
Mesela bu yıl şunlardan birkaçını siz üstlenin:
- Veli–okul WhatsApp grubunda siz olun. (evet, tek başına bile büyük hareket)
- Ödev takibini arada siz yapın.
- Servis saatindeki değişiklikler size gelsin; çocuk servise binerken arada size de el sallasın.
- Sene başında kırtasiye ihtiyaçlarını siz hazırlayın, okul kıyafetindeki değişikliklerden haberdar olun.
- Online market alışverişini arada siz yapın; buzdolabında ne eksik ne fazla bilin.
- Öğretmenleri tanıyın: hangi derse hangi öğretmen giriyor, çocuğun bağı nasıl, anlamaya çalışın.
- Arkadaş mesajlaşmalarına güvenlik ve farkındalık için, nazikçe göz atın.
Bunlar “küçük işler” değil.
Ve inanın bu yükün yalnızca %10’unu bile düzenli alsanız; annelerin zihnindeki beyin sisi azalır, dağınıklık azalır, yorgunluk azalır. Öfke ve gerginlik bile belirgin şekilde düşer.
YARDIM DEĞİL SAHİPLENMEK
Buradaki kritik nokta ise şu; sadece yardım etmek değil, sahiplenmek.
“Yardım etmek” geçici rahatlama sağlar.
“Sahiplenmek” ise yükün doğasını hafifletir.
Arada kimse size söylemeden su siparişi vermeniz bile, “Bu evin işletim sistemi tek kişiye ait değil, bu yükü tek başıma taşımıyorum” anlamına gelir çoğu kadın için.
Küçük gibi görünen tüm bu detaylar; hayatı zihinsel olarak da taşımak, zihinsel olarak da paylaşmak demek.